10.05.2015

İçten Gelen-33

Bir yıl daha bitti sensiz. Yorgunluk ve yoksunluk içerisinde. Hiç kimseye göstermemeye çalıştığım, bir yıl içerisindeki, o bir günün geçici acısını, yüreğimin en önünden, en arkaya atmaya çalıştığım, kalkanlarımı kontrol edemediğim o gün bitti gitti sensiz.
Hiç birşey olmamış gibi davrandım o günde. Sabah uyandım ve sen uzun zamandır olmadığın gibi yine yoktun yanımda ki bende senin yanında yoktum.
Kahvaltımı yaptım sabah. Bir, İki, üç çay falan içtim kahvaltıda. Belki bir iki tane yumarta, bir kirbit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir. Kaşar yoktu. En son bir bardak su içer gibi içtim yarım litre suyu bir dikişte. Öğlen oldu. Aynı şeyler. Her günüm bir önceki günün benzeriydi o gün. Değişen fazla bir şey yoktu. Yorgunluk. Ama beyin yorgunluğu. Kandırmaca değil, gerçekten hep seni düşünmenin vermiş olduğu yorgunluk, beynimi, işgal eden düşman birlikleri gibiydi yorgunluk. Akşama kadar dolaştım şirketin bana tahsis ettiği araba ile. Bir kaç kez telefonda konuştum. Yorgundum. İstemedim telefon görüşmesi yaşamayı senden başkasıyla. Sahi ya, bi hat yok mu acaba sana bağlanabilmem için. Arasam, beni aktarın desem, bir numara, bir dahili. Yok.
O gün diğer günlerden daha yorgun oluyorum artık. Daha ağlamaklı, daha savunmasız oluyorum.
Daha senci oluyorum. Daha uzaklaşıyorum dönen dünyadan. Güneşten. Yağmurdan. Buluttan. Oksijenden. Daha uzak oluyorum attığım adımdan. O gün, sana doğru atamadığım her adımdan daha çok nefret ediyorum. Nefret ile dolan bir dünyaya sahip oluyorum o gün.
Kimseye belli etmemeye çalışmaktan nefret ediyorum o gün. Kimsenin bilmemesini, bilse bile o günü unutmasından nefret ediyorum ben. O gün, kendim olmuyorum ben.
Eve geldiğimde, koca bir hiç uğruna o günü geçirdiğim için de kendimden ayrıca nefret ediyorum ben. Hemde o gün öyle bir nefret ediyorum ki ben, bazen, haykırmak istiyorum tüm dünyaya o gün.
Geri kalan günler de ise; o günün acısını bastırmaya çalışıyorum.
Sen, bana, 'hızlı yaşa cesedin yakışıklı olsun' dedin, ve ben hızlı yaşadım. Keşke sen, yavaş yaşayıp çirkin biri olsaydın, ve ben yavaş yaşayıp çirkinleşseydim.
Gecikmedim bu sefer seni bu saatte ve bu tarihte anmayı. Bekledim. Dinledim kendimi. Sakinleştim biraz. Tuttum açıkcası. Alevlerden gelen kelimeleri tuttum bu saate kadar. Yorgunluğuma verdim. Savunmasız olmama verdim bu zamana kadar.
Kızgınlığımın her geçen gün azalması gerekirken, artmasını anlamlandırmak için tuttum. Ben mantıklar çerçevesinde hareket etmeyi her zaman daha sağlıklı bulmuş biriyim. Bu zamana kadar mantığım yerine gelmesini bekledim, mantıksız olan bu dünyada.
Bilmeni istediğim tek bir gerçek var.
Sen, benim sana gelmemi ne kadar bekliyorsan, bende, sana yeniden gelmeyi o kadar bekliyorum.
Zamanı geldiğinde tekrar görüşmek dileğiyle. 5 mayıs: seni kaybetmeyi, yüreğinin her bir yerinde felaket gibi hissetiğim, altından kalkmasını hala öğrenemedim o büyük gün. Benim için yıl 364 gün...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

cem ben. arada sırada karalıyorum sadece.